Вопрос кадию

Ваше имя*

Ваш e-mail*

Текст сообщения*

captcha

×

«Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.

Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür.

Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür.

Allah bilir, siz bilmezsiniz».(el-Bakara,216)

  • 358vv1Hamd, alemlerin rabbi olan Allah içindir…358vv1

    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Mü’minler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat eden nice erkekler vardır.” (Ahzab, 23/33)

    Ve şöyle buyurmuştur: “(Onlar Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.” (Nur, 24/37)

    “Racule” kökü, dildeki aslında, insanoğlunun dişisinin karşılığı olan erkeğin dışında bir çok anlamlara da delâlet etmektedir. Araplar iki kişi arasında tercih yaparken ve birini diğerine üstün tutarken “Ercelu’r-Raculeyn / İki Erkeğin En Erkek Olanı” derler. Kudretli olmaya ve olaylara göğüs germeye işaret etmek için “Raculu’s-Sâa / Vaktinin Adamı” derler. Bir kimseyi şeref ve senâ ile övdükten sonra şöyle derler: “Huve Min Ricâlâti Kavmihi / O, Kavminin Erkeklerindendir”

    Kur’an’da geçtiğinde ise kadının karşıtı olan erkek türüne işaret etmekle birlikte erkeğe ayrıcalık veren ve yücelten başka anlamlara da izafe edilir. Kur’an “Ricâl / Erkekler” kelimesini seçkin insanları vasfetmekte kullanır.

    “Senden önce (peygamber olarak) gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkaları değildi.” (Nahl, 16/43)

    Erkeklikle nitelendirme, bazı yerlerde, hakkı söylemeye ve hak yolda olanlara yardım etmeye cüret etmek gibi bu sıfatın mukavemetine işaret eden bir tabir olarak kullanılır.

    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur;

    “Derken şehrin uzak tarafından bir erkek koşarak geldi. Dedi ki: Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında danışıyorlar. Çık git. Muhakkak ben sana öğüt verenlerdenim.” (Kasas, 28/20)

    Ve şöyle buyurmuştur:

    “Firavun ailesinden olup imanını gizleyen mü’min bir erkek dedi ki: “Siz, ‘Benim Rabbim Allah’dır’ dedi diye bir adamı öldürür müsünüz? Halbuki o size Rabbinizden apaçık belgelerle geldi.” (Mu’min, 40/28)

    Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem, kendisine yardım edecek ve davetini güçlendirecek “Erkeklik” sıfatını gözetirdi. Rabbinden bunu isteyerek şöyle der: “Allah’ım! İslam’ı bu iki adamdan; Ebu Cehil ya da ‘Umer ibnu’l Hattâb’dan sana en sevimli olanıyla güçlendir.” Sonra Rasûlullah sallAllahu aleyhi we sellem: “O ikisinden kendisine en sevimli olanı ‘Umer idi.” Davetin yayılmasına ve İslam’ın güçlenmesine etki edecek “Erkeklik” alâmetlerini gözetirdi.

    [Tirmizi, Menakıb: 18 (3681, 3683); Ahmed, Musned, (5437)]

    ‘Umer’in Müslüman oluşu büyük bir olaydı. Erkekliği, daha Müslüman oluşunun ilk anlarında kendini gösterir. Müslümanlar dinlerini açıkça söylemeye cesaret edemezken açıkça söylemeye başlarlar.

    İbn Mes’ud radıyAllahu anh şöyle demiştir:

    “‘Ömer Müslüman olduğundan beri biz güçlüyüz.”

    (Buhari, Fezailu’s-Sahabe: 6)

    ‘Ömer’in erkekliği bedeninin kuvvetinde ya da savaşçılığında değildi. Kureyş’te ondan daha kuvvetli olanlar vardı. Fakat erkekliği, kuvvetli imanında, saygı ve ihtirama yol açan büyük kişiliğinde idi.

    Sahabiler gizlice hicret ettiler. ‘Ömer ise kılıcını kuşandı ve Kâ’be’ye yürüdü. Tavaf etti ve Makam-ı İbrahim’de namaz kıldı. Orada bulunanlara hicret edeceğini ilan etti ve şöyle dedi: “Annesinin kendisini kaybetmesini, çocuğunun yetim ve hanımının dul kalmasını isteyen bu vadinin arkasında beni takip etsin.” Onu kimse takip etmedi.

    [Kenzu’l-Ummal, IV/387; Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, 2/5]

    ‘Ömer, erkekliğin eğitimi için program koyarak şöyle demiştir; “Oğullarınıza atıcılığı, yüzmeyi ve ata binmeyi öğretin; onlara şiirin güzel olanlarını rivayet edin.”

    Erkeklik istenilen bir şeydir. Gayesi olanlar, erkeklik vasıflarıyla süslenmeye çalışırlar. Ciddi adamlar, erkekliğin anlamıyla yücelir. O, temel bir vasıftır. İnsanlar, erkeklerin ahlakını kaybedince erkek müsveddeleri, selin köpüğü gibi bir köpük olurlar.

    Erkeklik sağlam bir inanç ile yerleşir. Doğru bir terbiye ile gelişir. Güzel bir örnek ile büyür. İnsanların genelinin gözünde erkekliğin ölçüsü sadece maddi ölçüdür. Fakat İslam şeriatında erkekliğin ölçüsü amellerin üstünlüğü ve güzel ahlaktır.

    Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in yanından bir adam geçer. “Bunun hakkında ne diyorsunuz?” buyurur. “Evlenmek için kız isterse verilmeye, aracı olursa aracılığı kabul edilmeye, konuşursa dinlenmeye layıktır” derler. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem susar. Müslümanların fakirlerinden bir adam geçer. “Bunun hakkında ne diyorsunuz?” buyurur. “Evlenmek için kız isterse verilmemeye, aracı olursa aracılığı kabul edilmemeye ve konuşursa dinlenmemeye layıktır” derler. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Bu, ondan yeryüzü dolusu kadar daha hayırlıdır.”

    [Buhârî, Nikâh: 15; Rikak: 16]

    Erkekler, cisimlerinin büyüklüğüne ve şekillerinin güzelliğine göre değerlendirilmezler. Ali radıyAllahu anh’tan şu rivayet edilir: “Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem İbn Mes’ud’a bir ağaca çıkmasını emretti ve o da çıktı. Ona oradan bir şey getirmesini emretti. Sahabileri, ağaca çıkarken Abdullah İbn Mes’ud’un bacağına baktılar ve bacaklarının inceliğine güldüler. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ne gülüyorsunuz? Şüphesiz Abdullah’ın bir bacağı Kıyamet Günü mizanda Uhud’dan daha ağırdır.”

    [Ahmed, Musned, 1/114; Taberani, Mucemu’l-Kebir, 9/970]

    Gerçek erkeklik doğru görüştür, iyi sözdür, kişiliktir, anlayışlılıktır, yardımlaşma ve dayanışmadır. Erkeklik, Tevhid’i savunmada ve Allah yolunda nasihat etmede sorumluluk taşır.

    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    “Derken şehrin uzak tarafından bir erkek koşarak geldi. Dedi ki: Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında danışıyorlar. Çık git. Muhakkak ben sana öğüt verenlerdenim.” (Kasas, 28/20)

    Erkeklik; görüşünde kuvvetli olmak, gerçeği bütün çıplaklığı ile söylemek, hırslı ve uyanık olmakla birlikte gerçeğe ters düşmekten sakınmaktır.

    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    “Firavun ailesinden olup imanını gizleyen mü’min bir erkek dedi ki: “Siz, ‘Benim Rabbim Allah’dır’ dedi diye bir adamı öldürür müsünüz? Halbuki o size Rabbinizden apaçık belgelerle geldi. Eğer o yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyor ise onun size va’dettiğinin bir bölümü gelir sizi bulur. Şüphesiz Allah haddi aşan ve yalan söyleyen kimseleri doğru yola iletmez.” (Mu’min, 40/28)

    Erkeklik; zor günün (Kıyamet’in) korkusuyla, boşa vakit tüketici şeylere karşı durmak ve çekici tuzaklara karşı kendini kontrol etmektir.

    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    “(Onlar Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.” (Nur, 24/37)

    Gerçek erkek sözüne sadık olur. Verdiği sözü yerine getirir. Doğru yolda sabit kalır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur;

    “Mü’minler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice erkekler vardır. Onlardan kimisi adağını yerine getirdi. Kimisi de beklemektedir. Onlar hiçbir şeyi değiştirmemişlerdir.” (Ahzab, 33/23)

    Şehvetleri sonuna kadar tadan ya da lezzetlere boğulanlar, yüce gayelerden geri durup yerin ve göklerin yaratıcısı Allah’dan yüz çevirenler kasdettiğimiz erkeklerden değildir.

    Bedenleri büyük olan, dilleri hikmetten ve akılları doğru görüşten yoksun olanlar da değil… Bunlar, erkek müsveddeleridir. Onlardan bahsetmiyoruz. Bilakis; Kur’an’ın şu kavliyle işaret ettiği kimseleri kasdediyoruz:

    “Rahman’ın kulları yeryüzünde ağır ve vakur yürürler. Cahiller onlara (sataşarak) hitap ettiklerinde onlar “Selametle!” der (geçer)ler. Onlar ki gecelerini Rabblerine secde ve kıyam ile geçirirler. Onlar ki: “Rabbimiz! Bizden cehennem azabını geri çevir. Çünkü gerçekten onun azabı kesin bir helak oluştur. Gerçekten o, ne kötü bir durak ve ne kötü bir yerdir” derler. Ve onlar ki, mallarını infak ettiklerinde israf da etmezler, cimrilik de etmezler. Bunun arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan, 25/63-67)

    Bir gencin karaktersiz olması; insanlar iyi olursa iyi, insanlar kötü olursa kötü olması da erkeklikten değildir. Arkadaşları kötülük bataklıklarından yalayınca -kendince erkek olmak için- onları takip eder. Bir gencin gayesinin boşa geçen bir gecede hesaba çeken ve gözeten biri olmadan kolayca elde edilen bir şehvet ve haram bir lezzet olması gerçek erkekliğin işaretlerinden midir?

    Kalbi mescidlere bağlı bir erkeğe göre, makam ve güzellik sahibi bir kadın kendisini çağırdığı halde “Ben Allah’tan korkarım” diyen erkeğe göre, sadaka veren ve verdiği sadakayı gizleyen erkeğe göre; Allah için birbirini seven, O’nun rızası üzere bir araya gelip O’nun rızası üzere ayrılan erkeklere göre bu genç hangi konumda kalır?.. Onu Rahman cezalandırır. Bunları ise kendine yaklaştırır ve gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Arşı’nın gölgesinde gölgelendirir.

    [Bkz: Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikâk 24, Hudûd 19; Muslim 91, (1031); Malik, Muvatta’ 14, (952, 953); Tirmizi, Zuhd 53, (2392); Nesâi, Kudât 2, (8, 222, 223)]

    Müslümanların edebiyatında da tam bir erkeklik, hedefi olan bir iyilik vardır. Şiirleri, yüce manalarla yükselir. İçinde saçmalık ve kadınsılık yoktur. Ümmet, son zamanlarda ve bazı çevrelerde, erkeklikle hiçbir bağlantısı olmayan bir edebiyat musibetine uğramıştır. Adi sözler, seviyesiz lafızlar ve utanç verici bir kadınlaşma…

    Yaşamın uğrayabileceği en kötü şey; yaşamın, Allah’ın yarattığı fıtratın dışına çıkmasıdır. Bu, erkeğin kadınlaşması ve kadının da erkekleşmesi ile olur. Hareketlerinde kadın gibi davranan, saçını uzatan, boynuna kolye takan, salınarak yürüyen ve hatta kadınlar gibi danseden bir kimsede erkeklik nerede?..

    Bu davranışlar kötülüğün çekirdeğidir. Her toplum için bozulmaya işaret eden bir uyarıcıdır. Çünkü bunlar; bozulmayı ve fıtrattan sapmayı, toplumun ahlakındaki çöküşü ve gerilemeyi ifade eder. Bu nedenle Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, erkeklerden kadınlara benzeyenlere ve kadınlardan erkeğe benzeyenlere lanet eder.

    İbn Abbas radıyAllahu anhuma şöyle demiştir; “Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem, erkeklerden kadınlaşanlara ve kadınlardan erkekleşenlere lanet eder.” Ve şöyle buyurur: “Onları evlerinizden çıkarın.” [Buhari, Libas: 62]

    Dışarıdan ithal edilen bir takım bozuk terbiye metodları, Müslümanların çocuklarını erkekliğin sorumluluğunu bilmez, bilseler bile güçleri yetmez ve yükünü gereği gibi omuzlayamaz hale getirdi. Bu; kadınların erkeklerle karışması için çalışan, her ikisi için ayrı ayrı olan şer’i mükellefiyetlerin boşa çıkarılması ve erkekle kadının elbisesinin aynı hale getirilmesi için hazırlanmış bir planın sonucudur. Çünkü görünüşte benzeme, iç dünyada da benzemeyi beraberinde getirir.

    Erkeklerin kendilerine kıymalarıyla erkeklik vasıfları gizlenince topluma çürüme hakim olur. Aileye çözülme; ümmete zayıflık, seviyesizlik ve aşağılık hakim olur. Koruyuculuk ve idarecilik duygusu kaybolur. Kıskançlık duygusu zayıflar. Ahlaki bozulmanın alanı genişler.

    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    “Erkekler kadınlar üzerine yöneticidirler. Bu, Allah’ın bazılarını bazılarına üstün kılmış olmasındandır.” (Nisa, 4/34)

    Bu çağda erkeklikten sözetmek size “taşların çocukları”nı hatırlatmalıdır. Onlar bünye olarak çocukturlar. Yaptıklarına göre ise kahramandırlar. Konumlarına göre erkektirler. Onlar, gerçekten kendilerine erkeklik vasfı uyanlardır. Kur’an sofrasında terbiye edilmişlerdir. Onlar Allah yolunda cihad ederlerken başkaları uyuşturucu sözlerle ve parıltılı konferanslarla mücadele ederler. Onlardan çoğu bu erkek çocukların, “taşların çocukları”nın seviyesine ulaşamamıştır.

    Zulmü ve işgalcilere teslimiyeti reddeden bir erkeklik…

    Bombardımandan korkmazlar. Bilakis, Şerefli Kudüs’ü kurtarmak için kalpleriyle ve göğüsleriyle karşı koyarlar. Bu ancak, alçalmayı reddeden erkeklerin emelidir.

    Bu çocukların babaları gözleri önünde tutuklandı. Gözleri önünde evleri yıkıldı… Bu çocuklar taştan başka bir şeye sahip değiller. Fakat onlar kendilerini işgal tanklarına hiçbir korku ve ürkme hissetmeden meydan okuyacak kadar büyük görmektedirler. Anneler, canlarının-ciğerlerinin ölüme ve şehadete doğru yürüyüşünü tebrik etmektedir.

    Bu halk uzun süre sabretti. Canlar kurban verdi. Hâlâ kanı Filistin topraklarına akmakta… Ve onlar taşlarıyla ve sopalarıyla; mallarını zorla alan, suçsuz insanları öldüren, anlaşmaları ve verdiği sözleri çiğneyen işgalcilerin saldırısına karşı durmaktalar.

    Bu toprakların çocukları, insanlığın tanık olduğu en çirkin vahşeti gerçekleştiren ve hâlâ gerçekleştirmekte olan kendini beğenmiş Yahudi karşısında bitmek bilmeyen kurbanlar vermiş ve nice kahramanlıklar göstermiştir.

    Medeni olduğunu öne süren dünya, saldırgana karşı durmaktan ve onu engellemekten niçin çekiniyor?.. Barışı güvence altına alan; suçların azaltılmasını, saldırgana karşı durmayı ve zulme uğrayana yardım etmeyi içeren anlaşmalar ve ittifaklar nerede??. Barış davetçileri ve barışa çağıranlar, barış kültürünü tartışanlar nerede!?.

    Bu katliamlar; kurşunlar ve füzeler şehirleri yok etmekte, kalpleri ve bedenleri; beli bükük yaşlıların ve kundakdaki çocukların bedenlerini yakmakta…

    Şüphesiz bu kanlar, adil olmayan barışı hâlâ soluk süslerle süslemeye çalışan kalemlerin kırılması ve asılsız iddiaların boşa çıkması için Allah’ın izniyle dininde aşağılığı reddeden gururlu kişilikler doğuracaktır!

    İslam ümmeti; Kudüs’ün, akidesinin özü olarak kalacağı üzerine Rabbine söz vermiştir. Kudüs; kalplerimizde, akıllarımızda ve duygularımızdadır.. Bilakis o, bütün anlık yaklaşımların ve dünyevi çıkarların üzerindedir… Bir zerre toprağından bile vazgeçmeyeceğiz!. Kudüs olmadan ne barış olur ne de istikrar…

    Yahudileştirme ve Filistin topraklarını Yahudilerin oturumuna açma gibi düşmanın denediği bütün yollar, işgalin bizzat kendisini reddettiği gibi ümmetin asla kabul etmediği meşru olmayan işlerdir.

    Şüphesiz Filistin toprağı İslamîdir. Terslikler ne kadar üzerine hücum etse de böyle kalacaktır.

    “Kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf, 12/87)

    Topraklar meşru sahiplerine ve ehline dönünceye kadar direniş sürecek ve kurban verilmeye devam edilecektir.

    Müslümanların Kudüs’e karşı görevleri Kur’an’dan ve Sünnet’ten kaynaklanmaktadır. İsrâ ve Mirac yolculuğu, Müslümanların kalplerini bu mübarek topraklara bağlamıştır. Kudüs davası toprakla bağlantılı bir dava değildir. Bilakis ümmeti, bütün ümmeti ilgilendiren İslamî bir dava olarak kalmalıdır. İsrâ ve Mirac yolculuğuyla şereflenen şehri temizlemek ve Müslümanların yönetimine döndürmek için çalışmadan Müslümanların vicdanları asla rahatlamayacaktır…

    Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayıcıdır…

    Şeyh Abdülbarî es-Subeytî

    Alıntıdır

    VDagestan

    Другие материалы автора Admin_TR:

    Leave a Reply


     
  • VD Online

  • SON YAZILAR

  • POPÜLER YAZILAR

  • Tags

  • Ваше имя*

    Ваш e-mail*

    Текст сообщения*

    captcha